rİGGER tAY eLLİSin %3-% 4 PUAN HESABI
Mehmet Habib Ekmekçi
habib@tarsusmerhabagazetesi.com -KAN, KÂBUSU BOZAR; TİRANİYE ÜLKESİ, KASR-ÜL BEYZA VE fİRAVUN, rİGGER tAY eLLİS’in %3-% 4 PUAN HESABI:
Dün gece gördüğüm kâbusu, öyküleştirdim. 99 tarafı denizlerle çevrili bir ülke varmış. Ülkeyi, fİRAVUN, rİGGER tAY eLLİS yönetirmiş. Büyüklüğü ve ‘’beyazlığıyla’’ ünlü bir sarayda yaşarmış. fİRAVUN, rİGGER tAY eLLİS, avaneleri eliyle ülkede dehşet saçmaktaymış. Avanelerinin çevirdiği tezgâhlarla halkına zulmetmekte, arada sırada, ülkede, dostlar alışverişte görsün, misali seçim filan da yaptırmaktaymış. Ama canını sıkan bir sonuç çıkarsa, sonucu yok sayıp bir daha seçim yaptırırmış. Komşu ülkelerle sürekli didişir, iç işlerine karışır, kendi yüceliğini, egemenliğini kabul etmelerini bekler ve istermiş. Öykümün başrolündeki fİRAVUN, rİGGER tAY eLLİS ve avanesine ve bilhassa Tiraniye adlı ülkenin halkına, tarihten notlar aktararak, yapmayın, dönün hatalarınızdan, dedim. Anlattığım, tarihten notlarda neler miydi? Dedim ki;
Muaviye döneminde Ebuzer El Gıffari Muaviyenin, karşısına çıkıp onun yaptırdığı ‘'Kasr-ül Beyza'’ denilen saray için '’Eğer kendi paranla yaptırdıysan israf, devletin parasıyla yaptırdıysan haram.'’ demişti. Kasr-ül Beyza, ‘'beyaz saray'’ demek. Yani ‘’ak saray’’. Hz. Ali (r.a), zulme, uzun süre sustu, sabretti ama Muaviye kılıç çekince o da kılıç çekmek zorunda kaldı. Hz. Ali (r.a) Müslümanlar arasında kan dökülsün istemedi. Çünkü Muaviye'ye inanan Sahabeler de vardı. Bir kısım Müslümanlar arasında da sonuna kadar Muaviye'ye inananlar vardı. Hz. Ali (r.a) bunları ikna etmeye çalışıp, Muaviye’nin Halifelikle ilgisinin olmadığını, saray, şan, şöhret peşinde biri olduğunu anlatmaya çalıştı… Bunu anlattım, ‘’Bırak kibiri, halkının kanını dökme.’’ dedim, fİRAVUN, rİGGER tAY eLLİS ve avanesi korkunç sesler çıkararak, kahkahalar attılar. Oralı olmadılar. Bu esnada Tiraniye halkı ne mi yapıyordu? Ölüm uykusundaydı. ‘’Peki, bunu da dinleyin.’’ dedim:
Eski Mısır'da güçten düşen firavun öldürülürmüş. Hem de avaneleri öldürürmüş. Öldürülen firavunun yerine daha sağlıklı biri getirilirmiş. Halk itaat ederse firavun güçlü görünür, firavun güçlü görünürse halk ona itaat edermiş. Bu kısır döngü sürer gidermiş. Ta ki, firavun güçten düşünceye ya da halk ölüm uykusundan uyanıncaya kadar. Dedim ki, ‘’Güçlü görünmeye çalışıyorsun, hatta aCUR’la, kimin eli kimin cebindelerle, yalanlarla halkını uyutmayı, şimdilik, başarıyorsun. Ya sonrası?’’. Dedim ki, ‘’Gitmemekte ısrar etme. Sen gitmedikçe halkın birbirinin, sen halkının kanını döküyorsunuz, senin yüzünden diğer devletlerde iç savaşlar başladı, geceleri uyuyamıyorsun bak, huzurun yok, uyuyanların uykusuna kâbus olarak girmeye başladın, kendi gölgene güvenemez, kendi gölgenden korkar oldun. Kendin gitmezsen, bu korkuların ve çevrendeki avanelerin devirecek seni. Kendini Fi-Ra-Vun: Tanrı-Ra’nın-Oğlu sananlara ne oldu, bir bak geçmişe. ‘’ dedim. Gözleri ateş saçtı, böğürdü mü güldü mü, haykırdı mı anlayamadım. Ama yine dinletemedim, ikna edemedim.
Yılmadım, fİRAVUNUN, Hz Musa’ya (Hakka ve Halka) karşı kullandığı aşağılık yöntemleri ve sonuçlarını anlattım. Dedim ki ‘’Yine mi ikna olmayacaksın, kibiri elden bırakmayacak mısın?’’
1-) Katliam yaptı, yaptırdı;
2-) Halka korku saldı;
3-) İlâhlık iddia etti;
4-) Büyüden ve büyücülerden medet umdu;
5-) Din konusunda şüphe ve yanlış bilgiler yaydı ve ‘’ Ben gidersem, ben olmazsam, Ülke bölünecek’’ propagandası yaptı;
6-) Halkı gruplara ve hiziplere ayırdı;
7-) Halkını küçümsedi, kendinden başka kimseyi beğenmedi;
8-) Devasa saraylar, tapınaklar ve dikilitaşlar yaptırdı;
9-) Firavun İdaresinin, ‘’ İlahi Adalet ‘’ tarafından, Âfetlerle uyarılmasına rağmen haksızlıklarda, kibirde ısrarcı oldu;
…Derken, güç sarhoşu, fİRAVUN, rİGGER tAY eLLİS’in, dili gibi zehirli olan, sırtıma giren hançeri nefesimi kesti. Sustum. Akan kana baktım, akan kan benim mi mazlum halkın mı diye düşünürken, kan kâbusu bozdu, uyandım. Şükrettim uykuda olduğuma, şükrettim gerçek olmadığına… Ya kâbus değil de gerçek olsaydı… Gerçek değil, değil mi?
Hz. Musa’nın (a.s.) duasıyla başladım yeni güne
“Ey rabbim. Göğsümü aç, genişlet. İşimi kolaylaştır. Dilimde bulunan düğümü çöz de anlasınlar beni”
(Taha:25-28)